Zeynep
Çalışkan Üye
Kitabın arasında kalan fotoğraf?
Kitabın arasında kalan fotoğraf...
Bir gün kitaplığımı düzenlerken eski bir kitabın arasından fotoğraf çıktı.
Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraftı.
Fotoğraftaki çocuk gülümsüyordu.
Elinde hiçbir şey yoktu.
Ne pahalı bir telefonu vardı.
Ne büyük hayalleri anlatan planları.
Ne de gelecekle ilgili kaygıları.
Sadece gülümsüyordu.
Uzun süre fotoğrafa baktım.
Sonra kendime bir soru sordum:
"Bu çocuk benden ne isterdi?"
Daha zengin olmamı mı?
Daha başarılı olmamı mı?
Daha çok insanın beni tanımasını mı?
Sanmıyorum.
Galiba sadece mutlu olmamı isterdi.
Çünkü çocukken mutluluğu bu kadar karmaşık hâle getirmiyorduk.
Bir top oynayarak mutlu oluyorduk.
Bir arkadaşımız bizi çağırınca mutlu oluyorduk.
Sevdiğimiz birinin bizi övmesi günümüzü güzelleştiriyordu.
Sonra büyüdük.
Mutlu olmak için şartlar koymaya başladık.
Şunu kazanırsam...
Bunu alırsam...
Oraya gidersem...
Bunu başarırsam...
O zaman mutlu olurum dedik.
Ama o "o zaman" bir türlü gelmedi.
Çünkü her ulaştığımız şeyin ardından yeni bir hedef çıktı.
Yeni bir beklenti.
Yeni bir eksik.
O fotoğrafa bakarken şunu fark ettim:
Hayat bana birçok şey vermişti.
Ama ben hep sahip olmadıklarıma bakıyordum.
Oysa sahip olduklarımız da en az hayallerimiz kadar değerliydi.
Sevdiğimiz insanlar.
Sağlığımız.
Bir sabah uyanabilmek.
Bir dostun sesi.
Bir annenin duası.
Bunlar sıradan görünüyordu.
Çünkü her gün yanımızdalardı.
İnsan bazen kaybetme ihtimalini düşünmediği şeylerin kıymetini unutuyor.
Fotoğrafı tekrar kitabın arasına koydum.
Ama bu kez başka bir şey bıraktı bana.
Bir hatırlatma.
Hayatın en güzel yanı, her şeye sahip olmak değil.
Sahip olduklarının farkına varabilmek.
Çünkü bazen mutluluk, eksik olanı bulmakta değil...
Elindekini görebilmektedir.

Bir gün kitaplığımı düzenlerken eski bir kitabın arasından fotoğraf çıktı.
Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraftı.
Fotoğraftaki çocuk gülümsüyordu.
Elinde hiçbir şey yoktu.
Ne pahalı bir telefonu vardı.
Ne büyük hayalleri anlatan planları.
Ne de gelecekle ilgili kaygıları.
Sadece gülümsüyordu.
Uzun süre fotoğrafa baktım.
Sonra kendime bir soru sordum:
"Bu çocuk benden ne isterdi?"
Daha zengin olmamı mı?
Daha başarılı olmamı mı?
Daha çok insanın beni tanımasını mı?
Sanmıyorum.
Galiba sadece mutlu olmamı isterdi.
Çünkü çocukken mutluluğu bu kadar karmaşık hâle getirmiyorduk.
Bir top oynayarak mutlu oluyorduk.
Bir arkadaşımız bizi çağırınca mutlu oluyorduk.
Sevdiğimiz birinin bizi övmesi günümüzü güzelleştiriyordu.
Sonra büyüdük.
Mutlu olmak için şartlar koymaya başladık.
Şunu kazanırsam...
Bunu alırsam...
Oraya gidersem...
Bunu başarırsam...
O zaman mutlu olurum dedik.
Ama o "o zaman" bir türlü gelmedi.
Çünkü her ulaştığımız şeyin ardından yeni bir hedef çıktı.
Yeni bir beklenti.
Yeni bir eksik.
O fotoğrafa bakarken şunu fark ettim:
Hayat bana birçok şey vermişti.
Ama ben hep sahip olmadıklarıma bakıyordum.
Oysa sahip olduklarımız da en az hayallerimiz kadar değerliydi.
Sevdiğimiz insanlar.
Sağlığımız.
Bir sabah uyanabilmek.
Bir dostun sesi.
Bir annenin duası.
Bunlar sıradan görünüyordu.
Çünkü her gün yanımızdalardı.
İnsan bazen kaybetme ihtimalini düşünmediği şeylerin kıymetini unutuyor.
Fotoğrafı tekrar kitabın arasına koydum.
Ama bu kez başka bir şey bıraktı bana.
Bir hatırlatma.
Hayatın en güzel yanı, her şeye sahip olmak değil.
Sahip olduklarının farkına varabilmek.
Çünkü bazen mutluluk, eksik olanı bulmakta değil...
Elindekini görebilmektedir.