Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Hayat olması gerektiği gibi değildir
. Olduğu gibidir. Onu değiştiren, onunla başa çıkma biçimimizdir.:smci
Hayat olması gerektiği gibi değildir hikayeler ve güzel yazılar, Hayat olması gerektiği gibi değildir ile kullanıcılar ilham verici içerikleri okuyabilir.
🌿 Esra ve Arkadaşlarının Kaz Dağları Yolculuğu
Sütüven ve Hasan Boğuldu’nun İç İçe Geçen Hikâyesi
Şehir hayatının gürültüsünden uzaklaşma isteği Esra’nın içinde uzun zamandır büyüyen bir düşünceydi. Günler birbirine benziyor, tempo hiç düşmüyordu. Bu yüzden iki yakın arkadaşıyla birlikte Kaz...
Serin bir yaz akşamında buluşalım.
Çiy düşsün üstümüze sabaha karşı.
Sırf üşüdüğümüz için değil,
Yılların hasretiyle sarılalım.
Kırılsın özlemin kemikleri.
Gülüşlerimizi kaybettiğimiz yerde bulalım.
Eskisi gibi; sen günleri say, ben öpüşleri...
Serin bir yaz akşamında buluşalım.
Kokun senden...
Koşulsuz sevmek nedir?
Sorusu, ilk bakışta çok basit gibi görünür ama aslında insan ilişkilerinin en derin ve en zor kavramlarından biridir. Çünkü burada bahsedilen şey, birini sadece iyi olduğu zamanlarda, işimize geldiğinde ya da beklentilerimizi karşıladığında sevmek değil; tüm hal ve...
Mutlu sonlar hikâyelere mahsus,
Bizim payımıza yarım kalmak düştü.
Bir gidişin ardında sessizce durup,
"Geçer" dediğimiz ne varsa içimize çöktü.
Sen başka sabahlara karıştın belki,
Ben aynı gecede kaldım biraz.
Adını anmadım kimselere ama
Suskunluğumda hep senden bir iz var.
Mutlu sonlar...
Hayat, insanı fazla olduğu yerden eksiltir.
Çünkü her fazlalığın ardında bir denge arayışı vardır.
Kimi zaman iyiliğin içine karışan gizli bir kibri,
kimi zaman merhametin içindeki ölçüsüz acımayı,
kimi zaman da her şeyi kontrol etme arzusunu törpüler.
İnsan, kaybettiğini zannederken aslında...
Kendime Rastladığım gün...
İnsan bazen aynaya çok bakıyor da kendine hiç bakmıyor.
Bunu ilk kez on yedi yaşımdayken fark etmiştim.
O zamanlar sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyordum. Sınavlara, beklentilere, geleceğe...
Herkes bir şey soruyordu:
"Kaç net yaptın?"
"Hedefin ne?"
"Nereyi...
Herkes bir şey olmaya çalışırken...
Çocukken bize hep aynı soru soruldu:
"Büyüyünce ne olacaksın?"
Doktor mu?
Mühendis mi?
Öğretmen mi?
Sanki hayat, sonunda bir meslek seçip tamamlanan bir oyunmuş gibi...
Kimse bize "Nasıl biri olmak istiyorsun?" diye sormadı.
Bu yüzden yıllarca bir şey olmaya...
Ne büyük korku; insanların gönülden uçup akılda kalması...
Bundan sonra daha ürkek basarsın bastığın toprağa,
Kaçarsın o tanıdık şarkılardan, dokundukça hatırana.
En hazin kısmı da bu ya;
Onlar bilmez hâlâ gönlünde yeşeren bir filiz olduklarını.
Bazen en büyük acılar gözyaşıyla dökülmez...
Farklıydık sizinle en başından beri,
Siz birbirinizi seven iki genç,
Bense sadece aşıktım,
Sizin beraber, göz göze uyandığınız sabahlarda,
El ele tutuştuğunuz o şen şakrak sokaklarda,
Ben hep yalnız, çaresiz,
Ve bir o kadar keder doluydum.
Sanmayın ki şiirimde her şey gerçek,
O duyduğunuz güzel...
Kitabın arasında kalan fotoğraf...
Bir gün kitaplığımı düzenlerken eski bir kitabın arasından fotoğraf çıktı.
Yıllar önce çekilmiş bir fotoğraftı.
Fotoğraftaki çocuk gülümsüyordu.
Elinde hiçbir şey yoktu.
Ne pahalı bir telefonu vardı.
Ne büyük hayalleri anlatan planları.
Ne de gelecekle ilgili...